Hayatınızın herhangi bir noktasında bir an durup “de ja vu” dediÄŸiniz oldu mu acaba? Nedir bu “de ja vu”? “Matrix” filminin 1. bölümünde de Neo bir apartmanda merdivenleri çıkıyordu ve bir kedi gördü, aniden “de ja vu” dedi. Hepimiz "de ja vu"yu “bu anı ben yaÅŸamıştım sanki” diye kullanmaktayız. Peki, bizler bu boyutta yaÅŸamaya devam ederken nasıl oluyor da yaÅŸamda tecrübe ettiÄŸimiz bazı olay ve hisleri sanki daha önce yaÅŸamışız gibi algılıyoruz? Ya da birisiyle karşılaÅŸtığımızda, O kiÅŸiyi uzun zamandır tanıyormuÅŸuz gibi gelmez mi? Acaba “evren” diye adlandırdığımız içiçe geçmiÅŸ, birbirleri ile iletiÅŸim halinde olan paralel evrenlerin bulunduÄŸu sonsuzluÄŸun içindeki bir kesit mi?
“Beynin veri tabanının derununda “çok boyutlu tek kare resim” vardır! Burada geçmiÅŸ ve gelecek kavramı bulunmaz. Dejavu’nun kökeninde bu derinlikle iletiÅŸim yatar. Holografik gerçeklik, bunun temelini anlatır.”, diyor AraÅŸtırmacı-Yazar Sayın Ahmed Hulusi (
http://www.ahmedhulusi.org/yazi/yenilenartik.htm)
Hadi o zaman gelin bir düşünce seyahatine çıkalım ve paralel evrenlerle ilgili aşağıdaki 44 dakikalık ingilizce olan videoyu seyredelim ya da ingilizeceden türkçeye çevirdiğim yazılı halini okuyalım. Belki bu şeklide paralel evrenler hakkında daha kapsamlı bilgiye sahip olarak, yaşadığımız sisteme bakış açımız değişir.
PARALEL EVRENLER
http://www.youtube.com/watch?v=o9LV9vaGxJQEinstein’dan günümüze tüm bilimadamları ulaÅŸtığı nefes kesici teori ve olaÄŸandışı bir sonuca vardılar: YaÅŸadığımız evrenin ilk ve tek evren olmadığı! 100 yıldan fazla bir zamandır bilim çevrelerinin aklından çıkmayan bir sırrın açığa çıkması ile uÄŸraÅŸmaktadır. Belki de gizemli, saklı evrenler mevcuttur! 1920lerden beri çalışan fizikçiler, ilginç bir noktaya ulaÅŸtılar: Onlar atom parçacıklarının mesela elektronların kesin yerini belirlerken, onların kesin ve tek bir lokasyona sahip olmadıkları! Parçacıklar sadece bizim evrende deÄŸil, baÅŸka evrenlerde de olabilecekleri… Sonsuz sayıda paralel evrenler mevcut ve hepsi birbirinden deÄŸiÅŸik. Mesela bir evrende Napolyon Waterloo savaşını kazanırken, İngiliz kolonisi Amerikan İmparatorluÄŸunu kurmamış, siz doÄŸmamış olabilirsiniz! Aslında bir evrende olanın diÄŸer bir evrende alternatifi olabilir. Mesela, Al Gore baÅŸkan, Elvis hala hayatta! Zamanla paralel evrenler, Elvis’in hala hayatta olmasından daha garip bir hal alabilirler.
Eski bir deÄŸiÅŸ vardır; “Ne dileÄŸine dikkat et, dileÄŸin gerçekleÅŸebilir!”
Biz zamanın başından beri evrenin simetrik, saf, güzel ve yalın olduÄŸuna inanırız. Hatırlıyorum da 8 yaşımdayken, ilkokul öğretmenim çok ünlü bir bilimadamının öldüğü haberini vermiÅŸti. Ölümünün ardında henüz tamamlanmamış çalışma kağıdı bırakmıştı. Bu kağıtlarda ne olduÄŸunu çok öğrenmek istemiÅŸtim. Yıllar sonra bu teorinin ne olduÄŸunu öğrendim “HerÅŸeyin Teorisi” (Theory of Everything) ve ben bunun bir parçası olmak istedim. Son zamanlara kadar bu teori iyi niyetli bir dilekten öteye geçemedi.. 1980’lerden itibaren tüm dünyadaki çeÅŸitli üniversitelerde bu konu üzerinde çalışmalar gerçekleÅŸmektedir. En sonunda evrendeki herÅŸeyin bir açıklaması olabilecektir. İngiltere’nin ünlü fizikçisi Stephen Hawking, “çok yakında Tanrı’nın kafasından geçen herÅŸey okunacaktır” demiÅŸtir. Bir fikir, diÄŸerlerinden çok daha fazla devrimcidir. O da “herÅŸeyin teorisi”. FiziÄŸin baÅŸlangıç tarihinden beri maddenin parçacıklardan meydana geldiÄŸi düşünülmekteydi, ama artık biz bu düşünceyi deÄŸiÅŸtirdik.
Madde, küçük sicimlerden/tellerden (strings) oluÅŸmaktadır. Bu teori “string (sicim/tel) teorisi” diye adlandırıldı. Bu sicimler tıpkı bir keman teli ya da gitar teli gibi belli bir ÅŸekilde çekersen belli bir frekans yaratırsın, daha baÅŸka bir ÅŸeklide de baÅŸka frekanslar, baÅŸka notalar… Varlık, bu süper sicimler/tellerin oluÅŸturduÄŸu küçük notalardan meydana gelmiÅŸtir ve fark ediyoruz ki; evren bir senfoni ve evrenin tüm fizik kanununları da bu süper stringlerin yani sicimlerin/tellerin bir uyumudur. Bu sicim teorisi, o kadar basit ve açık nettir ki, varlığı açıklamada neden kullanılmasın diye düşünmeden edilemedi. Ancak, bu teori Einstein’in yarım bıraktığı “herÅŸeyin teorisi”ni açıklayacaksa bir denemden daha geçmek durumundaydı; özel bir olayı “Evrenin oluÅŸumu” nu… Bu konu, büyük yıldızları, galaksileri üzerinde çalışan kozmologların araÅŸtırma konusu olmuÅŸtur. Dünyamızın “büyük patlama” (big bang) ile oluÅŸtuÄŸunu düşünen kozmologlar, bu fikri daha ileri noktalara götürdüler. Onlar, zamanda geriye gittiler. Öyleki adım adım big bang anına kadar vardılar. İlk yıldız ve galaksilerin oluÅŸumu geriye doÄŸru baktığımızda evrenin 1 milyar yıllık olduÄŸunu söyleyebiliriz. Ancak, ilk atomun oluÅŸumundan bu yana baktığımızda evren birkaç yüzbin yıl yaşındadır. EÄŸer hücre çekirdeÄŸi (nuclei) oluÅŸumu açısından bakarsak da birkaç saniye. Fizik artık bu garip gözüken olayları konuÅŸmaya hazır; saniyenin kesirleri-en küçük parçaları-, saniyenin milyarlarca milyarı, 10- 35 saniyeler… EÄŸer evrenle ilgili herÅŸey açıklanacaksa, büyük patlama ve sicim teorisi mükemmel bir ÅŸekilde birbirini tamamlamaktadır. Bir tanesi evrenin doÄŸumunu, oluÅŸumunu anlatırken, diÄŸeri tüm bu oluÅŸumun elementlerini kapsamaktadır.
Evet, fizik bu noktada zafere çok yaklaÅŸmıştır… Ancak kötü giden bir ÅŸey oldu! Bu iki teori bir ÅŸekilde birlikte ortaya çıkamadı. 10 yıl çabadan sonra daha da kötü bir ÅŸey oldu! Bu iki teori ÅŸimdi kendi kendini yok etme durumuna düşmüşlerdi. İlk problem, big bang yani büyük patlama ile ortaya çıktı. Kozmologlar, zamanda büyük patlamaya kadar gittiklerinde evrende boÅŸluklar olmayacağını düşündüler. Uzun çalışmalar sonunda yok olmayan sadece bir tane boÅŸluk olduÄŸunu farkettiler! Aslında büyük patlama teorisi diye konuÅŸuyoruz ama aslında bu teori hiç bir ÅŸey söylememektedir; “ne büyük patlaması”, “neden büyük patlama”, “ne sebep verdi bu patlamaya” diye sorular gelmekte insanın aklına. Hatta bu büyük patlama ardından ne gibi durumlar söz konusu olduÄŸunu bile anlamamıza pek imkân vermeyen bir teori…
Kozmolojinin baÅŸlıca problemi, fizik kanunlarının büyük patlama ile çözülmesi. Bazı insanlar fizik kurallarının bozulmasında ne gibi bir sorun olabileceÄŸini söyleyebilirler. Ama bir fizikçiye göre önceden belirlenen bu kuralların zamanla çürütülmesi tam bir felakettir. Bütün hayatımız boyunca biz fizikçiler hayatımızı bir fikire adamışızdır; tüm bu evren kanun ve kurallara göre iÅŸlemektedir, bu kanunlar mamatematikseldir yani matematik dilinde yazılabilirler. İşte elimizde olan ana-merkez kısmı olan evrenin kendisi ki bu kanunlarla açıklanan kısım ama diÄŸer geri kalan kısım ise fizik kanunlarının ötesinde…
Büyük patlamaya tekrar geri gidersek, kozmoloji için gizemini koruyan bir kavram var; o da “TEKLİK”! (singularity). Einstein’ın “izafiyet teorisi”ni ele alarak baÅŸlangıç noktasına geri gidersek, keÅŸfedeceÄŸimiz ÅŸey “TEKLİK”, “KOZMİK TEKLİK”. İşte bu noktada denklemler anlamını yitiriyor!
Büyük patlama ile ilgili problem, stringler yani sicim teorisinin de bir problemle karşı karşıya kalması ile gölgelendi. String teorisinin evreni açıklamadaki tek teori olma umudu pek çok kiÅŸinin onun üzerinde çalışması ile karmaşık bir hale geldi. Fizikçiler bu teorinin ikinci, üçüncü tanımlamasını, yorumunu buldular. Daha sonra da beÅŸ deÄŸiÅŸik sicim teorisi tanımlaması bulundu! Tek bir yorum yoktu ve bu da teorinin kesinliÄŸini ortaya koyamıyordu. BeÅŸ tane yorum fazladan da öte bir sayı! Çünkü biz bu 5 teori deÄŸil çok daha özel tek bir teori olsun istiyorduk ve bu beÅŸ teori ile ilgili çalışırken bir yandan da kafamızın bir köşesinde “neden bir tane teori olamıyor” diye sorguluyorduk.
Sicim teorisi fazlaca açılmaya, çözülmeye baÅŸladı! Öyle ki herÅŸeyin teorisi olarak gözüken bu teori bundan çok uzak bir noktaya gelmiÅŸti! Sicim teorisi sanki çıkmaza girmiÅŸ ve “hiçbirÅŸeyin teorisi” olmuÅŸtu!...
Tam da bilimadamları umutlarını kesmişlerdi ki, yeni bir buluş ortaya çıktı. Bu bilimadamlarını tekrar arayışlarına devam etmesi için bir ilham olacaktı ve sonunda onlar için en az popüler olan fikir ile karşı karşıya gelmelerine neden olacaktı: PARALEL EVRENLER!...
Sicim teorisi karışık bir hal aldığında herkesin kafası karışmamıştı. Bazılarının bu durum hoÅŸuna gitmiÅŸti! “EÄŸer sicim teorisi herÅŸeyin teorisi diye adlandırılan teoriyse, bu “herÅŸeyin beÅŸ teorisi” kafa karıştıran bir zenginliÄŸe sahiptir.” Bilimadamlarının arasında yükselmiÅŸ bir yıldız Michel Duff, süperyerçekimi (supergravity) diye bir fikir ortaya koyar ve sicim teorisi Michel Duff’ın fikrinin yerine geçmiÅŸtir ve O’nun kariyerini etkilemiÅŸtir!
Duff: “Fizikte kuralları ve kanunları zorla kabul ettirme eÄŸilimi vardır. Bazı gurular yani üstadlar vardır. Onlar hangi fikrin geliÅŸtirileceÄŸini söylerler! Pek çok açıdan yalnız bir zamandı benim için. Benimle çalışacak mezun öğrenciler bulamaya çalışırken pek çoÄŸu bana haklı da haksız d olabilceÄŸimi ama benimle “süperyerçekimi” konusunda çalıştıkları takdirde iÅŸ bulamayacaklarını ifade ettiler.”
Aslında bu iki teori dışardan bakıldığında aynı gibi gözükse de içerden bakıldığında çok ince bir farklılığa sahiptir. Bu da dışardan bakana göre herÅŸeye bir kusur bulmak gibi gelmektedir. Bu aslında evrendeki “boyut sayısı” ile ilgilidir…
Biz normal olarak üç boyutlu bir dünyada yaÅŸadığımızı düşünmekteyiz. 3 ÅŸekilde hareket edebiliriz; sola-saÄŸa, yukarıya-aÅŸağıya, öne-arkaya. Ama fizik ekstra boyutlar eklemeye bayılır! Einstein “zaman”ı 4.boyut olarak önermiÅŸtir. Daha sonra baÅŸka birisi özel bir boyutu 5. boyutu önerdi. Sonra 6 ve sayılar gittikçe artarak devam etti. Bu ekstra boyutlar evrende bizim mikroskopik denecek kadar küçük yani algılayamayacağımız bir ÅŸekildedirler. Ama tabii ki bilimadamları bu boyutların varlığına inanmaktadırlar. Sicim teorisi tam olarak 10 boyut olduÄŸu konusunda ikna olmuÅŸtur.
“EÄŸer biri matemetiksel olarak deÄŸerlendirirse çok açık bir cevapla karşılaşır. Bu da 10 boyutun olması gerektiÄŸi. 10 boyut! 9 uzaysal boyut, 1 zaman.”
Süperyerçekimi teorisi de 11 boyut olduÄŸunu düşünmektedir… “ Süper yerçekimi teorisi 11 boyutsal sistem içerisinde yazıldığında net ve anlaşılır bir hale gelmektedir.”
10.boyutla 11.boyut arasında bir savaş yaşanmaktaydı!...
“10.boyutta yüzlerce sicim teorisyeni bulunmaktadır ve hepsi de evrenin bilinen tüm özelliklerinin tek bir çerçevede sunmak için çalışmaktadırlar; o da “sicimlerin titreÅŸimi”… Bu çalışmaların dışında kalmış kiÅŸilerin çalıştığı bir de 11. boyut vardır.”
Sicim teorisi yükşelişini sürdürürken, bu konuda çalışanların çok azı 11. boyutu ciddiye almışlardı. Ancak süper yerçekimi teorisini destekleyenler, 11. boyut konusundaki iyimser ümitlerininden asla vazgeçmemişlerdi.
“Er ya da geç ne zaman ve nasıl olacağını bilmiyorum ama 11. boyut pek çok ÅŸeyin merkezi olaraka görüleceÄŸine inanıyorum.”
Ama sicim teorisinin başı son günlerde dertte! Sicim teorisinin bu 5 deÄŸiÅŸik açıklaması fiziÄŸin aramakta olduÄŸu tüm fizik kanunlarını kapsamamaktadır. HerÅŸey sicim teorisini kurtarmak için gibi gözükmektedir. Yani neredeyse herÅŸey…
“Çok ilginç, inanılmaz bir ÅŸey açıklandı”, “ bir baÅŸka ÅŸok dalgası tüm manzarayı tamamen deÄŸiÅŸtirdi!” Son bir çaba ile sicim teorisyenleri yıllardır reddettileri 11. boyutu 10. boyuta eklediler. Åžimdi neredeyse sihirli bir ÅŸey oldu; 5 tamamlayıcı sicim teorileri…
“Cevap gerçekten de kayda deÄŸerdi… Kesinlike kayda deÄŸer… Bu beÅŸ sicim teori açıklamalarının aynı olduÄŸu gözükmektedir. Bu 5 sicim teorileri ana teorinin basit anlamda tezahürlerinden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. 11. boyuttan bakmak dağın tepesinden aÅŸağı bakmak gibi… Buradan sicim teorisinin daha kapsamlı bir gerçeÄŸin parçası, 11. boyutun gerçeÄŸi olarak görebilirsiniz.”
“Bunca yıldır 11. boyut için yapılan çalışmaların boÅŸa gitmediÄŸini görmek çok güzel bir duygu.”
Tamamen birbirlerinden farklı olduklarını düşünen bu iki teoriyi destekleyenler, bir anda ÅŸaşırtıcı bir ÅŸeklide11.boyutu ekleyerek birbirlerini tamamladıklarını farkettiler. Böylelikle sicim teorisi tekrar bir anlam kazandı. Ancak bu sefer de baÅŸka çeÅŸit bir teori olmuÅŸtu; “Sicime ne olmuÅŸtu?”…
Sicim teorisindeki çok küçük, görünmez sicimler, evrendeki tüm ana maddenin blokları olduÄŸu farz edilmekteydi ama ÅŸimdi 11.boyutun eklenmesi ile bu deÄŸiÅŸti; geniÅŸlediler ve birleÅŸtiler. Åžaşırtıcı bir sonuç ortaya çıktı; evrendeki tüm maddeler tek bir yapıyla birbirlerine baÄŸlılar; bu da bir “zar”(membrane). Aslında bizim tüm evrenimiz bir zardır!
Bu farkediÅŸle birlikte evrendeki herÅŸeyi açıklamaya tekrar baÅŸlanabilir; yani yeni teori ile “zar teorisi” (membrane theory). Bir baÅŸka deÄŸiÅŸle “m” teorisi… Ancak bazıları bunu çok esrarengiz bulurken bazıları da “m”in baÅŸka ÅŸeyleri açıkladığı görüşündeydiler…
“M” teori… belki sihirli gizemli zarı ( magic mysterious membrane), anneyi (mother) temsil etmekteydi, belki de sihiri (magic), belki de muhteÅŸem (magnificent) kapsamlı evren teorisini…
Belki de sonunda “M” teorisi ile evrendeki herÅŸey açıklanabilecek. Ama “m” teorisinin geçerliliÄŸinin kabul edilmesi için, bilimadamları 11.boyut ile ilgili daha çok ÅŸey öğrenmeye karar verdiler; tüm bilinen kuralların ve saÄŸduyunun terk edildiÄŸi bir yer olduÄŸu çok çabuk bir ÅŸekilde açığa kavuÅŸtu, sonsuz uzunlukta ama mesafe olarak çok kısa!...
“11. boyut maksimum ölçüde; bu 10üstü eksi 20 milimetre bir baÅŸka deyiÅŸle milimetreyi 20 tane sıfırla 10’a bölmek! Bu çok çok küçük bir ölçüdür.”
Bu şu demektir: 11. boyut, bir milimetrenin trilyonda biri ölçüsünde 3 boyutlu dünyamızın her noktasında bulunmaktadır. Bu size sizden daha yakın olmasına rağmen onu algılayamayız. Bu gizemli uzaya bizim zarlı evrenimiz (membrane universe) yayılmaktadır. Ancak ilk başta hiç kimse bunun nasıl çalıştığını bilmemekteydi. Daha sonra bazıları onun tıpkı ince lastik gibi genişleyip yayıldığını, bazıları ise hiper uzayda amaçsızca titreşerek uçan bir balon gibi olduğunu düşündüler.
EÄŸer bu size yeterince sürrealist gelmediyse, bir de ileri sürülmüş ÅŸu fikre bakalım; belki de11.boyutun diÄŸer ucunda titreÅŸim halinde olan bir baÅŸka evren (membrane universe) mevcuttur! İlk baÅŸlarda bu fikir çok ciddiye alınmadı ama zamanla tekrar ele alındı. Fizik, ÅŸu soruyu sordu; “evrenimiz gerçekten de tek evren mi, yalnız mı?”
Bu sorgulama Lisa Randall ile baÅŸladı ( kaya tırmanışı yaparken şöyle diyor): “İnsanlar kayaya bakıyorlar, tabii ki fiziksel olarak o bir taÅŸ. Küçük birÅŸey üzerinde odaklanabilirsiniz. Ben, bu kayay tırmanırken problem çözmeyi, oyunları bazı ÅŸeyleri tespit etmeyi seviyorum."
Randall bu açıklanması zor olan bir fenomenden (olaydan) çok etkilendi: “yerçekiminin zayıflığı” (weakness of gravity). “DoÄŸada pek çok çeÅŸit kuvvet bulunmaktadır. ÇoÄŸunu bir ÅŸeklide anlayabiliyoruz, ve bir de ÅŸu yerçekimi var, çok farklı gözükmekte. Yerçekimi kuvveti diÄŸer kuvvetlere göre aşırı zayıf bir kuvvet. Belki ÅŸimdi etrafınıza bakıp “yerçekimi o kadar da zayıf bir kuvvet olarak gözükmemektedir”diyebilirsiniz. Fakat şöyle bir düşünürseniz; tüm yeryüzü sizi kendine doÄŸru çekiyorsa da siz yine de bazı ÅŸeyleri kaldırmayı baÅŸarabiliyorsunuz.”
Nima Arkani-Hamed: “Yerçekimi günlük hayatta o kadar da zayıf gözükmemektedir. Bizim ayağımızın yerde sabitlenmesinden, dünyanın güneÅŸ etrafında dönmesinden sorumludur ancak gerçekten de yerçekimi diÄŸer kuvvetlere nazaran oldukça zayıf bir kuvvettir. Mesela alın bir tane buzdolabı mıknatısını ve metal bir kalemin ucuna yapıştırın. Göreceksiniz ki mıknatıs kalemi yukarı doÄŸru çekecektir. Burdan da anlaşıldığına göre küçük bir mıknatıs kuvveti yerçekimini yenebiliyor.”
Randall: “Yerçekiminin zayıflığını açıklayan pek çok yeni fikir var. Extra boyutları bir açıklamış olsak…”
“M” teorsi ortaya atıldığında, Randall ve arkadaÅŸları yerçekimi ile bir açıklama getirip getiremeyeceklerini merak etmekteydiler: Acaba yerçekimi bizim evrenimizden 11. boyuttaki uzay boÅŸluÄŸuna mı sızmaktamıydı?
Nima Arkani-Hamed: “yerçekimi gerçekte oldukça diÄŸer pek çok kuvvet kadar güçlü bir kuvvet olmasına raÄŸmen zayıf gözüküp, algılanabilir. Çünkü yerçekimi gördüğümüz ya da görmediÄŸimiz tüm extra boyutlara yayılmaktadır.”
Randall, yerçekiminin bizim zar evrenimizden (membrane universe) nasıl uzay boÅŸluÄŸuna sızdığını ölçmeye bulmaya çalıştı. Ancak, bu fikrini iÅŸleme sokamadı. Sonra bir teori duydu bu teoriye göre 11. boyutta baÅŸka evrenler de olabilirdi. Åžimdi gerçekten de garip bir düşünceye sahip oldu; “Ya yerçekimi bizim evrenden sızmıyorsa ve baÅŸka evrenden bize geliyorsa o zaman yerçekimi diÄŸer kuvvetler kadar kuvvetli olabilir.” Bize ulaÅŸana kadar zayıf bir düşünce olan bu fikir, Randall’ın tekrar hesaplaması ile gerçeÄŸe uygun hale gelmiÅŸtir.
Randall: “Ya iki tane evren varsa; bir tanesi bizim gördüğümüz ve diÄŸeri de bizim algılayamadığmız ve ne çeÅŸit kuvvetlerden yapıldığını ve oluÅŸtuÄŸunu bilemediÄŸimiz… EÄŸer biz 11.boyutun herhangi bir yerinde yaÅŸasaydık, yerçekimini kuvvetini pek göremeyecektik. Çünkü daha çok diÄŸer yandaki zarda açığa çıkmata olacaktı. Biz yerçekiminin sadece kuyruÄŸunun ucunu görüyoruz!!!”
“Yerçekiminin zayıflığı” ancak yeni bir fikri ortaya koyarak olabilecektir. O da “PARALEL EVRENLER”dir. Randall’ın fikri pandoranın kutusunu açmıştır. Åžimdi dünyanın her yanındaki fizkçiler 11. boyut üzerinde yoÄŸunlaşıp bu konuda çalışmalara yönelmiÅŸler ve her defasında da mükemmel bir açıklama ortaya çıkmıştır. O da “paralel evrenler”… her defasında baktıkları 11. boyutun her noktasında açığa çıkan ÅŸey paralel evrenlerdi!!!
“Bize paralel olan diÄŸer evrenler belki de bizim evrenimize çok yakındılar. O kadar yakın ki farkında bile olamamıştık!” “Belki de tamamen çok farklı doÄŸa kanunları ve kuvvetler bulunmaktaydı diÄŸer evrenlerde. Bu sonsuz evrenlerde sonsuz cüzlerde sonsuz yaÅŸam formları olabilir.” “Bazı evrenler tıpki bizim evrenimiz gibi görünebilir. Tek ÅŸey hariç o da siz orada deÄŸilsiniz!”
“M”teorisi gittikçe garip bir hal alıyordu. Acaba evrenimizdeki herÅŸeyi açıklayan bir teori olabilir miydi? EÄŸer böyle bir ÅŸey kabul edilirse bu teorinin hiçbir teorinin açıklayamadığını açıklıyor olabilme ÅŸansına sahip olacaktı ve büyük patlamadan bu yana tartışılan “teklik” konusuna da bir bakış açısı getirebilirdi. “M” teorisi bunlara cevap olarak ortaya çıkmak üzereydi ve “paralel evrenlerde bu teorinin kalbinde, merkezindeydi.”
2001 yılın baÅŸlarında oluÅŸan bilgi;11. boyutun zar evrenlerin içine doÄŸru süzüldüğü sakin, huzurlu bir boyut olduÄŸudur. Ancak Burt çok daha heyecan verici bir fikir ortaya attı; “Evrenler 11. boyuta doÄŸru azgın devası dalgalar gibi hareket etmekteydiler.”
“Bu evrenler hareket halindelerdir. Tıpki diÄŸer herÅŸeyin hareket ettiÄŸi gibi… Aslında hareket için fazla yerleri de yoktur ya bu evrenler birbirinden ayrılarak ya da birbirine doÄŸru çarparak hareket edebilirler. Beni ilgilendiren eÄŸer evrenler birbiri ile çarpışırsa ne olurdu?”
Yeni nesil kozmologlardan Neil Turok, Burt’ün fikrinin merak uyandırıcı bir fikir olduÄŸunu ancak kendisinin ve arkadaÅŸlarının baÅŸka bir fikri olduÄŸunu bildirdi. Onlar hala kozmolojinin büyük problemleri ile boÄŸuÅŸmaktadırlar: “Bir baÅŸlangıç varmıydı? Büyük patlamadan önce zaman mevcut muydu? Evren nereden gelmekteydi, nasıl oluÅŸmuÅŸtu?” bu soruların ötesinde onlar daha büyük bir sorunun cevabını bulamaya çalışmaktaydılar: “Acaba büyük patlamaya ne sebep olmuÅŸtu yani “TEKLİK” konusu.”
“Hiç kimse “TEKLİK” konusuna bir çözüm getirememiÅŸtir. Hiç kimse büyük patlama öncesine gidip bir açıklama getirememiÅŸtir. Bu çok da tatmin edici bir durum deÄŸildir. İşte bu kozmoloji için en derin problemdir. EÄŸer “TEKLİK” konusunu çözebilirseniz, evrende seyrinizi daha anlamlı bir sekilde sürdürürsünüz. Turok ve arkadaÅŸları fikirlerini bütünüyle açıkladıklarında kozmologlar bu probleme asla bir çözüm bulamayacaklarını düşünerek neredeyse tamamen vazgeçmek üzereydiler. Cambrigde’deki bir konferansta “M” teorsinin öncüleri biraraya gelerek bu konunun öne sürülen fikirlerini oratay koydular. Burt bu konferansın yıldızıydı. Onun 11. boyutla ilgili açıklamaları fizikçilerin ve kozmologların ilgisini çekmiÅŸti.
“ Biz pek çok fikirden etkilendik. Ancak özellikle Burt’un açıklamaları bizi derinden etkiledi.”
Konferansın son gününde Neil Turok, Paul Steinhardt ve Burt biraz ara vermeye karar verdiler ve bir tiyatro eserini seyretmek için Kopenhag’a trenle gittiler.
Burt: “ Londra’dan trene atlayıp Kopenhag’a bir oyunu izlemeye gittik. Trende tabii ki konferanstaki fikirleri konuÅŸmak için zamanımız vardı.”
Seyahat esnasında tabii ki fikirleri konuÅŸacak zamanları vardı. 3 fizikçi ve bir tren…
Konu ise evrenin en büyük sırrı: “Büyük patlamaya ne sebep oldu?”
Neil Turok: “Paul ve Burt’le oturmuÅŸ, fikir paylaşımı yapıyorduk.”
Paul: “ aramızdan biri gliba ben dedim ki; neden evreni bir patlama olmadan yaratamıyoruz. EÄŸer böyle bir ÅŸey yaparsan, o zaman tüm madde radyasyonunu yaratabilirsin, dedi arkadaÅŸlardan biri galiba Neil’di. Birimizin fikirlerini tamamlayıp durduk.”
Burt: “ Bu fikir paylaşımı devam ettikçe en azından ben bir sürü fikir patlaması yaşıyordum; evreni etkileyen tüm etkiler ve tıpkı iki elimin birbirine çarpması gibi bir çarpma olabilirdi bu büyük patlama….”
Neil: “ Büyük patlama paralel dünyaların arasındaki bir çarpışma olabilirdi.”
Ama nasıl bu çeşit patlama dünyayı yaratmıştı? İçinde yaşadığımız bu evren küme küme maddelere sahipti; yıldızlar, galaksiler. Şimdi açıklamaları gereken bir konu var: Nasıl iki paralel evren çarpışması kümeler halindeki maddeyi yaratmaya devam etmektedir? Acaba açıklanması gereken zarla ya da zarlarla ilgili bir şey mi var?
“İnsanlar zarı mükemmel düz tabakalar, geometrik düzeyler ÅŸeklinde görme eÄŸilimindeler. Bence bizim için net olan ÅŸey bunun böyle olmadığı. Zarın ya da zarların mükemmel derecede düz olmaması lazım. Onun dalgacık ÅŸeklinde girinti ve çıkıntıları var.”
“Her bir zarın yüzeyinde dalgacıkları, girinti ve çıkıntıları vardır. Dolayısıyla iki zar bir araya geldiÄŸinde aynı yere aynı anda çarpmazlar kıvrımlarından dolayı. Onlar deÄŸiÅŸik zamanlarda deÄŸiÅŸik yerlere çarparlar. Çarpışma olduÄŸunda giriniti ve çıkıntıları maddeye çevirir.”
Paralel evrenler 11. boyuta doğru dalgalar şeklinde hareket ederler ve herhangi bir dalga gibi bunlar dalgacıklar şeklinde hareket ederler ve büyük patlamadan sonra dalgacıklar maddeye yön vermektedirler.
En sonunda evrenimizin doğuşu hakkında tam bir açıklamaya sahip oldular. Şimdi onlar daha derin bir şey yapabilirler. Onlar fizik kanunlarını geçmişe büyük patlama anına ve diğer tarafa doğru geri alabilirler.
“TEKLİK”i açıklarken, zarların varlığının büyük patlamadan da önce ve zamanın olabilirliÄŸini ifade etmektedir. Zaman incelenebilir “TEKLİK” ten bakılarak.”
“Zamanda geriye çok geriye taa geniÅŸlemenin olduÄŸu yere kadar gidilebilir ve daha sonra baÅŸka bir dünyaya (boyuta)olabilir.”
“Zarlar birbiri ile çarpışınca bu çarpışma “M” teorisi kapsamında açıklanabilir. Åžimdi bu matematik ve bilimle açıklanabilir.”
“TEKLİK” “yok” olmuÅŸtu ve bu bir saatlik tren yolculuÄŸunda farkedilmiÅŸti. Bu fikir öylesine yeni ki daha yeni yeni tartışılmaya baÅŸlanmıştır. Ancak kabul görüldüğü takdir de Einstein’in kayıp teorisi de ortaya çıkmış olacaktır. Yani “M” teorisi evrendeki herÅŸeyi açıklıyor olacaktır. Ancak bu uzun arayış belki de bir ÅŸeklide baÅŸka bir açıklama ile karşı karşıyadır: “Sonsuz sayıdaki zarlardan birisi, pek çokevrenden bir tanesi ve çoklu evreni yaratandır.”
“Sonsuz sayıda evrenler ve her birinin kendine ait fizik kanunları olabilir. Büyük patlamalar her an olmakta ve evrenimiz geniÅŸleme sürecinde olan diÄŸer zarlarla, evrenlerle bir arada aynı anda varolmaktadır. Evrenimiz, diÄŸer köpüklerin de okyanusu olan okyanusta yüzen sanki bir köpük, kabarcıktır.”
Ancak, bu hikâyenin pek de sonu sayılmaz. Bazıları “herÅŸeyin teorisini” kullanmakta ve Fizik çevreleri, evren hakkında herhangi bir gizemin ve cevaplanmamış sorunun kalmaması için çalışmalarını sürdürmektedirler.
“Yeni evreni nasıl yaratabiliriz”sorusu kapsamında laboratuarda çalışmalar yapıyorum. Bu yeni evren büyüdükçe, geliÅŸtikçe kendi mekânını oluÅŸturacak ve çok küçük zaman birimi içerisinde kendisini evrenimizden uzaklaÅŸtıracak ve evrimleÅŸerek isole olmuÅŸ yani yalnız kalmış ama evrenimize çok yakın, büyüyen kozmik oranlarda ve sınırsız bir seyri olacaktır.”